Günün sonunda insanın bazen tek istediği, yaşadıklarını birine anlatabilmektir. İş yerinde canını sıkan bir olay, aile içinde çözülemeyen bir anlaşmazlık, uzun süredir zihnini meşgul eden bir karar veya adını koyamadığı bir huzursuzluk… Böyle zamanlarda bir dostun sesini duymak, kendisini anlayacağını düşündüğü biriyle konuşmak iyi gelebilir. Ne var ki her duygunun paylaşılabileceği bir insan, her konuşmanın yapılabileceği uygun bir zaman bulunamayabilir. Kimi zaman da insan, anlatacaklarının ağırlığından çok karşılaşabileceği tepkiden çekinir.
Yakın zamana kadar böyle anlarda günlük tutmak, internette benzer deneyimleri araştırmak veya çevrimiçi topluluklara katılmak gibi seçeneklerimiz vardı. Bugün bunlara yeni bir seçenek eklendi: Yapay zekayla dertleşmek. Üstelik bu yeni muhatap; günün hangi saatinde olunursa olsun yanıt verebiliyor, anlatılanları sabırla karşılıyor ve çoğu zaman anlayışlı bir dil kullanıyor. İnsanlar artık yalnızca bilgi edinmek veya işlerini kolaylaştırmak için başvurdukları yapay zekaya ilişkilerini, korkularını, hayal kırıklıklarını ve en kişisel düşüncelerini de anlatıyor.
Bu gelişme, teknolojinin hayatımızdaki yerinden çok daha geniş bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Bir insan, duygularını deneyimleyemeyen bir sistemle konuşurken nasıl anlaşılmış hissedebilir? Yapay zekanın sunduğu rahatlık, duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamak için ne ölçüde yeterlidir? Daha da önemlisi, böylesine kolay ulaşılabilen bir muhatabın varlığı, insanlarla kurduğumuz ilişkileri zaman içinde nasıl etkileyebilir?
Bu soruların yanıtlarını ararken yapay zekanın sağladığı kolaylıkları küçümsemek veya insan ilişkilerinin bütün sorunlarını teknolojiye yüklemek yerine, insanın anlaşılma ihtiyacından yola çıkmak daha anlamlı görünüyor.
ANLAŞILMA İHTİYACI ve DİJİTAL ÇAĞIN YALNIZLIĞI
İnsan ilişkilerinde kendimizi ifade edebilmek, çoğu zaman düşündüğümüzden daha fazla cesaret gerektirir. Birine kırıldığımızı söylemek, başarısızlık korkumuzu paylaşmak veya kendi davranışlarımızdan duyduğumuz utancı dile getirmek kolay değildir. Karşımızdaki kişinin bizi nasıl değerlendireceğini, söylediklerimizi yanlış anlayıp anlamayacağını ya da ileride bunları bize karşı kullanıp kullanmayacağını düşünürüz. Geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler, bu kaygıları daha da güçlendirebilir.
Yapay zekayla kurulan iletişimde ise insan ilişkilerinin bu belirsizlikleri büyük ölçüde geri planda kalır. Karşımızdaki sistemin hayal kırıklığına uğramasından, bizi ayıplamasından ya da sabrının tükenmesinden endişe etmeyiz. Düşüncelerimizi defalarca değiştirebilir, aynı meseleyi tekrar tekrar anlatabilir, konuşmayı istediğimiz anda sonlandırabiliriz. Bu özellikler, özellikle duygularını başkalarıyla paylaşmakta zorlanan kişiler için çekici bir alan yaratır.
Ancak bu rahatlığın arkasında, çağımızın sosyal ilişkilerine dair başka bir mesele de bulunur. Günümüzde iletişim kurmak hiç olmadığı kadar kolaylaşırken, duygusal yakınlık kurmak ise aynı ölçüde kolaylaşmamıştır. Kalabalık şehirlerde, yoğun çalışma hayatında ve sürekli çevrimiçi olduğumuz bir dünyada, gerçekten dinlendiğimizi hissettiğimiz anlar sınırlı kalabilir. Birçok insanın telefonunda yüzlerce kişi bulunmasına rağmen zor bir günün ardından kimi arayacağını bilememesi, bu çelişkinin gündelik yaşamdaki karşılığıdır.
Yalnızlık; çevremizdeki insanların sayısından çok, ilişkilerimizden beklediğimiz yakınlıkla yaşadığımız yakınlık arasındaki farkla ilgilidir. Bu nedenle evli, geniş bir aileye sahip ya da sosyal çevresi kalabalık bir insan da kendisini yalnız hissedebilir. Özellikle duygusal ihtiyaçlarının uzun süre karşılanmadığını düşünen kişiler için yapay zekanın sabırlı ve ilgili görünen yanıtları beklenmedik bir rahatlama sağlayabilir.
Burada dikkate değer bir ayrıntı vardır. Yapay zekayla konuşmak için uygun zamanı kollamamız gerekmez. Gece yarısı zihnimizi meşgul eden bir düşünceyi paylaşabilir, sabah işe gitmeden önce yaşadığımız kaygıyı anlatabiliriz. İnsan ilişkilerinin doğal sınırlarından biri olan karşılıklı uygunluk, bu iletişim biçiminde büyük ölçüde ortadan kalkar.
Elbette her kolaylık beraberinde yeni bir alışkanlık getirir. İhtiyaç duyduğumuz anda yanıt alabilmeye alıştığımızda, başkalarının zamanına ve koşullarına uyum sağlamak eskisinden daha zahmetli gelebilir. İnsan ilişkilerinde beklemek, anlaşmazlıkları konuşmak ve karşı tarafın ihtiyaçlarını gözetmek yakınlığın doğal parçalarıdır. Yapay zekayla iletişimde bunların çoğuna ihtiyaç duymamamız, iki ilişki biçimi arasındaki önemli farklardan biridir.
İNSAN NEDEN BİR YAPAY ZEKA TARAFINDAN ANLAŞILDIĞINI HİSSEDER?
1960’lı yıllarda bilgisayar bilimci Joseph Weizenbaum tarafından geliştirilen ELIZA, insan-bilgisayar etkileşiminin en dikkat çekici örneklerinden biriydi. Oldukça sınırlı bir dil işleme kapasitesine sahip olan program, kullanıcının ifadelerinden bazı sözcükleri seçerek sorular oluşturabiliyordu. Buna rağmen kimi kullanıcılar ELIZA ile konuşurken anlaşıldıklarını hissetmiş, programa kişisel meselelerini anlatmaya başlamıştı.
Bu deneyim, insan zihninin iletişim kurduğu sistemlere nasıl anlam yükleyebildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Bugünün yapay zeka uygulamaları ELIZA ile karşılaştırılamayacak kadar gelişmiş dil becerilerine sahip. Konuşmanın bağlamını takip edebiliyor, önceki ifadelerle bağlantı kurabiliyor ve duygusal açıdan uygun görünen yanıtlar üretebiliyorlar. Böylece kullanıcı açısından çok daha doğal bir sohbet deneyimi ortaya çıkıyor.
İnsanlar anlaşılma hissini yalnızca karşılarındaki kişinin kim olduğuna bakarak yaşamaz. Söylediklerinin dikkatle karşılanması, duygularının isimlendirilmesi ve yaşadıkları deneyimin önemsenmesi de bu hissi besler. Bir sohbet uygulaması, kişinin anlattığı üzücü bir olayın ardından incinmiş olabileceğini ifade ettiğinde veya yaşadığı kararsızlığın nedenlerini sıraladığında, kullanıcı kendi deneyiminin karşılık bulduğunu düşünebilir.
Psikolojide antropomorfizm olarak adlandırılan eğilim de bu süreçte rol oynar. İnsan zihni; insan dışındaki varlıklara niyet, duygu ve kişilik özellikleri yüklemeye yatkındır. Çocukluğumuzda oyuncaklarımızla konuşmamızdan evcil hayvanlarımızın davranışlarına insani anlamlar vermemize kadar pek çok deneyimde bu eğilimin izlerini görebiliriz.
Yapay zekanın kişiye özgü yanıtlar üretmesi, önceki konuşmaları hatırlaması ve tutarlı bir iletişim tarzı sergilemesi zamanla tanıdıklık hissini güçlendirebilir. Kullanıcı, kendisine yöneltilen anlayışlı ifadeleri bir ilgi göstergesi olarak yorumlayabilir. Oysa günümüzde kullanılan sohbet sistemlerinin insanlardaki gibi öznel duygusal deneyim yaşadığına ilişkin güvenilir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Bu sistemlerin empatik görünen yanıtları, dilsel örüntüler ve öğrenilmiş ilişkiler üzerinden üretilir.
Bununla birlikte kullanıcının hissettiği rahatlamayı sırf karşısında bir insan bulunmadığı için önemsiz saymak da doğru olmaz. Bir deneyimin psikolojik etkisi, o deneyime yüklenen anlamla yakından ilişkilidir. Asıl üzerinde durulması gereken, bu rahatlamanın kişinin yaşamına nasıl yansıdığı ve hangi ihtiyaçlarına karşılık verdiğidir.
DUYGULARI KELİMELERE DÖKMENİN PSİKOLOJİK ETKİSİ
Yapay zekayla dertleşmenin olası yararlarını değerlendirirken konuşmanın kendisi kadar yazma eylemini de dikkate almak gerekir. İnsan, yaşadıklarını anlatmaya çalışırken çoğu zaman düşüncelerini yeniden düzenler. Zihninde birbirine karışmış duygular, sözcüklere dönüştükçe daha anlaşılır hale gelebilir.
Psikolog James Pennebaker’ın öncülük ettiği ifade edici yazma araştırmaları, duygusal deneyimler hakkında yazmanın belirli koşullarda psikolojik yararlar sağlayabileceğini göstermiştir. Ancak bu etkiler kişiden kişiye ve kullanılan yönteme göre değişir. Yazmak her durumda rahatlama sağlamadığı gibi, bazı zorlayıcı yaşantıları yeniden hatırlamak geçici sıkıntıyı da artırabilir.
Yapay zekayla yazışmanın geleneksel günlük tutmaktan ayrıldığı nokta, kişinin yazdıklarına karşılık almasıdır. Bir soru, farklı bir bakış açısı veya anlatılanların özetlenmesi, düşüncelerin yeniden değerlendirilmesine yardımcı olabilir.
Örneğin uzun süredir iş yaşamında zorlanan birini düşünelim. Başlangıçta bütün huzursuzluğunu yöneticisinin eleştirilerine bağlamaktadır. Gün içinde yaşadığı gerginliği eve taşımakta, ailesine karşı tahammülsüzleşmekte ve zamanla mesleki yeterliliğinden kuşku duymaktadır. Bir akşam yaşadığı tartışmayı yapay zekaya ayrıntılarıyla anlatırken, yöneticisinin söylediklerinden çok kendi başarısızlık korkusuna odaklandığını fark edebilir.
Konuşma ilerledikçe geçmişte de benzer durumlarda yoğun kaygı yaşadığını hatırlayabilir. Eleştirildiğinde neden bu kadar sarsıldığını düşünmeye başlaması, kendisini anlaması açısından önemli bir adım olabilir. Ancak bu farkındalık, sorunun bütün nedenlerinin ortaya çıkarıldığı anlamına gelmez. Çalışma koşullarının gerçekten adaletsiz olması, kişinin geçmiş deneyimleri veya başka psikolojik etkenler birlikte değerlendirilmelidir.
Benzer şekilde yapay zeka, zor bir konuşmaya hazırlanırken düşünceleri toparlamak için kullanılabilir. Ailesine sınır koymak isteyen, partneriyle yaşadığı anlaşmazlığı konuşmaktan çekinen ya da iş yerinde hakkını savunmakta zorlanan biri, söylemek istediklerini önceden yazıya dökebilir. Böylece gerçek görüşmeye daha hazırlıklı başlayabilir.
Bu tür kullanımlarda belirleyici olan, dijital ortamda kazanılan farkındalığın kişinin kendi yaşamında karşılık bulabilmesidir. Duygularını tanımak, kararlarını değerlendirmek ve iletişim becerilerini geliştirmek için kullanılan bir araç, kişinin kendi kaynaklarını güçlendirebilir.
RAHATLATAN BİR SOHBET NE ZAMAN SINIRLAYICI HALE GELİR?
Uzun süredir arkadaşlarıyla görüşmekte zorlanan bir kadın düşünelim. İş yaşamındaki yoğunluk, aile sorumlulukları ve geçmişte yaşadığı bazı hayal kırıklıkları nedeniyle sosyal çevresinden uzaklaşmıştır. Başlangıçta yalnızca akşamları düşüncelerini toparlamak amacıyla yapay zekayla konuşur. Gün içinde yaşadıklarını anlatmak, kimseyi rahatsız etmeden içini dökebilmek ona iyi gelir.
Bir süre sonra yakın arkadaşıyla yaşadığı anlaşmazlığı da yapay zekaya anlatmaya başlar. Aldığı destekleyici yanıtlar kendisini haklı ve anlaşılmış hissettirir. Arkadaşıyla doğrudan konuşmak ise giderek daha zor görünür. Çünkü gerçek bir görüşmede karşı tarafın farklı düşünceleriyle karşılaşması, kendi davranışlarını da gözden geçirmesi gerekebilir.
Zaman geçtikçe arkadaşına göndermeyi düşündüğü mesajları defalarca değiştirir, her yeni gelişmede yapay zekadan yorum ister. Buna rağmen aralarındaki sorunu çözmek için somut bir adım atamaz. Dijital sohbetlerin ardından geçici olarak rahatlar, ancak arkadaşlık ilişkisindeki mesafe büyümeye devam eder.
Bu örnekte sorun, yapay zekanın varlığından çok kullanımın kaçınma davranışını pekiştirmesidir. Kişi, kendisini zorlayan ilişkiyi ele almak yerine rahatlama sağlayan bir yönteme tekrar tekrar başvurmuştur.
Bir başka risk, yapay zekanın kullanıcının düşüncelerini gereğinden fazla onaylamasıdır. İnsan ilişkilerinde olayları çoğunlukla kendi bakış açımızdan anlatırız. Karşı tarafın niyetlerini yanlış değerlendirebilir, bazı ayrıntıları gözden kaçırabilir veya yaşadığımız duygunun etkisiyle kesin yargılara varabiliriz.
Yapay zeka da yalnızca kendisine sunulan bilgiler üzerinden yanıt üretir. Üstelik bazı sistemler, kullanıcıyla uyumlu görünme eğilimi nedeniyle onun yorumlarını yeterince sorgulamadan destekleyebilir. Böyle bir durumda kişi, kendi düşüncelerini yeniden değerlendirmek yerine mevcut kanaatlerini güçlendiren yanıtlarla karşılaşabilir.
Bu durum özellikle ilişki çatışmalarında, yoğun kaygı dönemlerinde ve kişinin gerçekliği değerlendirmekte zorlandığı durumlarda önem kazanır. Anlaşılma ihtiyacının karşılanması değerli olsa da her düşüncenin onaylanması psikolojik açıdan yararlı sonuçlar doğurmayabilir.
2025 yılında MIT Media Lab ve OpenAI işbirliğiyle yürütülen, 981 katılımcının dört hafta boyunca izlendiği bir araştırma, yapay zeka sohbetlerinin sosyal ve duygusal etkilerine ilişkin önemli sorular ortaya koymuştur. Araştırmada sohbet uygulamasını daha yoğun kullanan katılımcıların daha fazla yalnızlık, duygusal bağımlılık ve sorunlu kullanım bildirme eğiliminde olduğu görülmüştür. Bununla birlikte araştırmanın sınırlılıkları, yoğun kullanımın doğrudan bu sonuçlara neden olduğu şeklinde kesin bir yorum yapılmasına izin vermemektedir.
Bu bulgular, yapay zekayla duygusal iletişimin herkes üzerinde aynı etkiyi yaratmayacağını düşündürmektedir. Kişinin mevcut sosyal ilişkileri, psikolojik ihtiyaçları, teknolojiye duyduğu güven ve kullanım amacı, deneyimin sonuçlarını etkileyebilir.
PSİKOLOJİK DANIŞMANLIKTA İNSAN İLİŞKİLERİNİN YERİ
Yapay zekayla dertleşme konusundaki tartışmaların önemli bir bölümü, bu sistemlerin psikolojik danışmanlık veya psikoterapinin yerini alıp alamayacağı sorusu etrafında şekillenir. Bu soruyu değerlendirmek için psikolojik yardım sürecinin nasıl işlediğine daha yakından bakmak gerekir.
Psikolojik danışmanlık, danışanın yaşadığı sorunları anlattığı ve karşılığında öneriler aldığı görüşmelerden ibaret değildir. Danışanın yaşam öyküsü, duygusal tepkileri, düşünce biçimleri, ilişkilerindeki tekrar eden örüntüler ve değişime yönelik ihtiyaçları, mesleki bilgi ve beceriler doğrultusunda birlikte ele alınır.
Terapötik ilişki de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Edward Bordin’in terapötik ittifak yaklaşımı, danışan ve uzman arasındaki duygusal bağın, ortak hedeflerin ve bu hedeflere ulaşmak için yürütülen işbirliğinin önemini vurgular. Sonraki araştırmalar, terapötik ittifakın psikolojik yardımın sonuçlarıyla anlamlı biçimde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
Bu ilişkinin değerini yalnızca uzmanın anlayışlı davranmasıyla açıklamak güçtür. Danışan; güvenli bir ilişki içinde kendi düşüncelerini sorgulayabilir, zorlayıcı duygularıyla karşılaşabilir ve alışılmış davranışlarını değiştirmeyi deneyebilir. Uzman ise süreci danışanın ihtiyaçlarına göre değerlendirir, gerektiğinde müdahale biçimini yeniden düzenler ve mesleki sorumluluğunu üstlenir.
Örneğin romantik ilişkilerinde sürekli terk edilme korkusu yaşayan bir kişi, yapay zekadan kaygısını hafifletecek öneriler alabilir. Partnerinin mesajına geç yanıt vermesi karşısında yaşadığı huzursuzluğu anlatabilir, olası açıklamaları değerlendirebilir veya kendisini sakinleştirecek yöntemler öğrenebilir.
Psikolojik danışmanlık sürecinde ise bu korkunun kişinin yaşamında nasıl geliştiği, hangi durumlarda yoğunlaştığı ve ilişkilerini nasıl etkilediği daha kapsamlı biçimde incelenebilir. Danışanın terk edilmemek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçmesi, sürekli güvence araması veya yakınlık kurduğu kişilerden uzaklaşması gibi davranışlar, yaşadığı kaygıyla birlikte ele alınabilir.
Üstelik danışanın uzmanla kurduğu ilişkide de benzer duygusal örüntüler ortaya çıkabilir. Görüşmenin ertelenmesini reddedilme olarak yorumlaması veya uzmanının kendisini yeterince anlamadığını düşünmesi, uygun koşullarda üzerinde çalışılabilecek önemli deneyimlerdir. Böylece kişi, ilişkilerinde tekrar eden tepkilerini güvenli bir ortamda fark etme ve farklı davranışlar geliştirme fırsatı bulabilir.
Yapay zekanın bu süreçte bazı yardımcı işlevler üstlenmesi mümkündür. Psikoeğitim, duygu takibi, görüşmelere hazırlık ve genel bilgilendirme bunlar arasında sayılabilir. Ancak bireysel değerlendirme, mesleki yetkinlik, etik sorumluluk ve terapötik ilişkinin bütünlüğü açısından insan uzmanların yerini alabilecek düzeye ulaştığını söylemek için yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır.
MAHREMİYET, GÜVEN ve PROFESYONEL DESTEK İHTİYACI
Yapay zekayla kişisel meseleleri paylaşırken gözden kaçırılmaması gereken konulardan biri de mahremiyettir. İnsanlar karşılarında tanıdıkları bir kişi bulunmadığında daha rahat konuşabilir. Ancak bu rahatlık, paylaşılan bilgilerin nasıl saklandığı veya işlendiği konusunda yanlış bir güven duygusu yaratabilir.
Aile içi anlaşmazlıklar, sağlık sorunları, travmatik deneyimler ve ilişkiler hakkındaki ayrıntılar son derece hassas bilgiler içerebilir. Uygulamaların veri saklama ve kullanma koşulları birbirinden farklıdır. Bu nedenle kişisel bilgilerin paylaşılmasında dikkatli davranmak, gizlilik ayarlarını incelemek ve özellikle başkalarına ait hassas bilgileri korumak önem taşır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 yılında yayımladığı yapay zeka rehberi, sağlık alanında kullanılan üretken sistemlerin hatalı veya eksik bilgi üretme, önyargılı sonuçlara ulaşma ve veri güvenliğini tehlikeye atma risklerine dikkat çekmektedir. Bu uyarılar, ruh sağlığına ilişkin konularda yapay zeka yanıtlarının neden eleştirel biçimde değerlendirilmesi gerektiğini de göstermektedir.
Özellikle uzun süreli çökkünlük, yoğun kaygı, tekrarlayan panik belirtileri, travmatik yaşantıların ardından gelişen güçlükler ve günlük yaşam işlevlerinde belirgin bozulma söz konusu olduğunda profesyonel değerlendirme önemlidir. Kişinin yaşadığı belirtilerin nedenlerini anlamak ve uygun destek yöntemlerini belirlemek, kapsamlı bir inceleme gerektirebilir.
Kendine zarar verme veya intihar düşüncelerinde ise yapay zeka sohbetlerine güvenerek yardım aramayı ertelemek ciddi riskler taşıyabilir. Böyle durumlarda gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı, yakın ve acil tehlike varsa 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden yardım istenmelidir.
Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlar açısından da bu gelişme yeni sorumluluklar doğurmaktadır. Danışanların dijital deneyimlerini anlamak, yapay zekadan aldıkları yanıtları nasıl yorumladıklarını konuşabilmek ve teknolojinin psikolojik süreçler üzerindeki etkilerini takip etmek giderek daha önemli hale gelmektedir.
Yapay zekayı bütünüyle reddetmek, danışanların gündelik yaşamlarında zaten kullandıkları bir aracı görmezden gelmek anlamına gelebilir. Buna karşılık teknolojinin sunduğu her yeniliği sorgulamadan benimsemek de mesleki etik açısından sorunludur. Bilimsel kanıtları izlemek, kişisel verilerin korunmasını gözetmek ve mesleki sınırları korumak, bu alandaki gelişmelerin sağlıklı biçimde değerlendirilmesine yardımcı olacaktır.
YAPAY ZEKA BİR DERT ORTAĞI OLABİLİR Mİ?
İnsanların yapay zekayla dertleşmeye başlaması, üzerinde düşünülmeyi hak eden toplumsal ve psikolojik bir değişimdir. Duygularımızı anlatabileceğimiz yeni bir alanın ortaya çıkması, bazı kişiler için kendilerini ifade etmeyi kolaylaştırabilir. Özellikle yalnız hissettiğimiz, düşüncelerimizi toparlamakta zorlandığımız veya önemli bir konuşmaya hazırlanmak istediğimiz zamanlarda bu teknolojiden yararlanabiliriz.
Ancak duygusal yakınlık, insan ilişkilerinin karşılıklılık gerektiren yapısı içinde gelişir. Bir dostumuzun kendi sorunlarına rağmen bizi dinlemek için zaman ayırması, bir yakınımızla yaşadığımız anlaşmazlığı birlikte çözebilmemiz veya zor bir dönemde birbirimize destek olabilmemiz, ilişkilerimize anlam kazandıran deneyimler arasındadır.
Bu deneyimler her zaman kolay ve rahatlatıcı olmayabilir. İnsan ilişkilerinde zaman zaman hayal kırıklığına uğrar, yanlış anlaşılır, beklediğimiz karşılığı bulamayız. Yine de yakınlık kurmayı, sınırlarımızı korumayı, başkalarının farklılıklarına yer açmayı ve çatışmalarla baş etmeyi büyük ölçüde bu ilişkiler içinde öğreniriz.
Yapay zekayla dertleşmenin gelecekte nasıl bir yere sahip olacağını bugünden kesin olarak öngörmek güç. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte daha kişiselleştirilmiş, daha doğal ve daha etkileyici sohbet deneyimleriyle karşılaşmamız muhtemeldir. Bu gelişmelerin insan ilişkilerini nasıl etkileyeceği ise teknolojinin özellikleri kadar onu hangi ihtiyaçlarla ve nasıl kullandığımıza bağlı olacaktır.
Belirleyici sorulardan biri, yapay zekayla kurduğumuz iletişimin bizi kendi yaşamımıza ve ilişkilerimize yaklaştırıp yaklaştırmadığıdır. Düşüncelerimizi anlamamıza, duygularımızı ifade etmemize ve gerektiğinde yardım aramamıza katkıda bulunan bir kullanım biçimiyle insanlardan uzaklaşmamızı, kararlarımızı sürekli dışarıdan onaylatmamızı veya zorlayıcı ilişkilerden kaçınmamızı pekiştiren bir kullanım biçimi aynı sonuçları doğurmayacaktır.
Belki üzerinde en çok durmamız gereken mesele de burada saklıdır. İnsanların kendilerini anlatmak için giderek daha fazla yapay zekaya yönelmesi; teknolojinin ne kadar geliştiğini gösterdiği kadar, birbirimizi dinlemeye ve anlamaya ne kadar yer ayırabildiğimizi de sorgulamamıza neden olabilir.
Sonuçta insanın anlaşılma ihtiyacı yeni değildir. Değişen, bu ihtiyaca karşılık aradığımız yollar ve karşımıza çıkan seçeneklerdir.
Peki, duygularımızı paylaşmak için bir yapay zeka yeterli olabilir mi, yoksa iyileşmenin temelinde hala insanla kurulan ilişki mi yatmaktadır?
KAYNAKÇA
Bickmore, T., & Picard, R. W. (2005). Establishing and maintaining long-term human-computer relationships. ACM Transactions on Computer-Human Interaction, 12(2), 293–327.
Bordin, E. S. (1979). The generalizability of the psychoanalytic concept of the working alliance. Psychotherapy: Theory, Research & Practice, 16(3), 252–260.
Epley, N., Waytz, A., & Cacioppo, J. T. (2007). On seeing human: A three-factor theory of anthropomorphism. Psychological Review, 114(4), 864–886.
Fang, C. M., Liu, A. R., Danry, V., ve diğerleri. (2025). How AI and human behaviors shape psychosocial effects of extended chatbot use: A longitudinal controlled study. MIT Media Lab.
Fitzpatrick, K. K., Darcy, A., & Vierhile, M. (2017). Delivering cognitive behavior therapy to young adults with symptoms of depression and anxiety using a fully automated conversational agent (Woebot): A randomized controlled trial. JMIR Mental Health, 4(2), e19.
Horvath, A. O., Del Re, A. C., Flückiger, C., & Symonds, D. (2011). Alliance in individual psychotherapy. Psychotherapy, 48(1), 9–16.
Pennebaker, J. W. (1997). Writing about emotional experiences as a therapeutic process. Psychological Science, 8(3), 162–166.
Weizenbaum, J. (1966). ELIZA—A computer program for the study of natural language communication between man and machine. Communications of the ACM, 9(1), 36–45.
World Health Organization. (2024). Ethics and governance of artificial intelligence for health: Guidance on large multi-modal models. Geneva: World Health Organization.
